İçeriğe geç

Kül Rengi

Fotoğraf : Diana Vienkarsi

 

Antalya’nın sıcak havalarında giydiği beyaz şile bezinden yapılmış oldukça ince gömleğini, kiremit rengine çalan açık kahverengi pantolonunun beline beceriksizce sıkıştırırdı genelde. Uzun boylu ve boyuna göre de biraz sıska bir adamdı Engin.

Kumral saçlarını asla kestirmezdi ama her gün sakal tıraşını yapmaya özen gösterirdi. Görünüşüne önem vermesininse hiçbir sebebi yoktu. Çok konuşmazdı. Gerekmedikçe ağzını açmazdı ama kahverenginin en koyu tonundaki gözlerine bakan herkes anlatmak istediklerini anlardı. Bu yüzden gözlerini kolay kolay yerden ayıramazdı.

Yalnızlığı severdi ki üniversiteyi bitirdiğinden bu yana geçirdiği on altı yıl hep yalnızdı. Ne eski dostlarını, ne ailesini görürdü. Arada bir sokak kedilerini beslerdi ve en büyük sosyal aktivitesi de buydu zaten.

Hiçbir korkusu yoktu Engin’in. Korkmaya değer görmezdi hiçbir şeyi ve o kadar uzak ve yabancıydı her şeye. Sık sık sorguluyordu. Hayatı, insanları, yaptıklarını hatta sorgularını bile. Bu dünyadan cevapları bulmadan gitmek istemiyordu ama neye cevap aradığından da emin değildi. Otuz sekiz yaşında koca bir adam olarak ne bir amacı vardı ne de bir arzusu. Sadece bilin diye söylenen gereksiz ve sebebi olmayan bir özelliği de geceleri üşümesiydi. Antalya’nın dayanılmaz sıcağına rağmen hiç ısınamamıştı bu adam geceleri.

Yalnız yaşadığı yıkık dökül stüdyo dairesinde, yıkık dökük mobilyaları içinde mimarlık hünerlerini sergiliyordu. Yeni olan tek eşyası geçen sene eskisi bozuldu diye aldığı dizüstü bilgisayarıydı. Hayatını sürdürmek için gerekmese onu da yapmazdı ya. Hayatını sürdürmesinin tek sebebi de yaşamak için bir amaç bulmaktı zaten.

İşte bu yalnız ve tabiri caizse asosyal adamın Mimar olduğunu çevresinde kimse bilmiyordu. İşleri dijital postasına gelir, diz üstü bilgisayarıyla işi bitirir bu işin karşılığını da bir ara hesabında görürdü. Sıkılıyordu aslında bu hayattan çoğunlukla. Bu yalnızlıktan, bu karamsarlıktan, bu umutsuzluktan ama ne zaman çıkmayı denese bu uçsuz bucaksız labirentin içinden karşısına bir engel çıkıyordu. Peynirin kokusunu alıyordu ama ona ulaşamıyordu. İşte böyle bir adamdı Engin. Yalnızlığında kaybolmuş bir adam.

Senarmaan

Tarih:Yazılarım

İlk Yorumu Siz Yapın

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir