İçeriğe geç

Kül Rengi – Sardunya

Tuhaftır, Engin bir akşam evine döndüğü sırada ıssız kaldırımlardan birinde görmezden gelinmiş ve ölmek üzere olan kırmızı bir sardunya çiçeği gördü. İçindeki toprağın bir kısmı kaldırıma saçılmış, yüzeyi aldığı darbeyle çatlamış, toprak sızdıran saksıya uzandı eli ve kökleri topraktan ayrılan sardunyayı okşayarak farkında olmadan ona sevgi gösterisinde bulundu. O an hissettiği şeyi zihninde sorguya çekti ama sonuç alamadı. Muhtemelen balkonun birinden düşmüş ve yanından öylece geçen adımlar bu güzelliği görmezden gelmiş diye iç geçirdi.

Kaldırım taşları arasında gezinen hamam böceklerini fark ettiğinde sardunyayı orada bırakmaması gerektiğini biliyordu. Elini gür kumral saçlarının arasında, kendinden emin bir tavırla gezdirdi ve diğer elinde tuttuğu saksıyla kendisini gören biri var mıdır edasıyla sokağı süzdü.

Birkaç saniye sonra, sokağın başında beliren çelimsiz sokak köpeğini fark etti. Engin köpeğin olduğu yöne doğru yürüyünce sevimli hayvanın kulakları dikildi, köpeğin huysuzlanacağını düşünen Engin, “Buraya gel oğlum, koş hadi,” dedi. Sevimli hayvan kuyruğunu sallayarak koştu ve ön patilerini havaya kaldırarak Engin’in üzerine atıldı. Engin köpeğin oynamak istediğinden emindi. Köpeğin başını okşadıktan sonra, “Bana bak sevimli kuçu kuçu! Anlıyorum; oyun oynamak istiyorsun ama benim bunun için hiç vaktim yok,” dedi. Çoğu zaman sokak köpekleri kendilerine iyi davranan insanlara bir sahipmiş gibi davranır, onları gittikleri yere kadar takip eder ve yine onlar tarafından sahiplenilmek isterler.

Engin kucağındaki yaralı sardunya ile birlikte evine girdi. Küçük evi her zaman olduğu gibi dağınık ve son derece kirli görünüyordu. Kendini hafifletmek isteyen Engin, kucağındaki saksıyı savaş alanına benzeyen çalışma masasının üzerinde boş park alanını andıran bir kitabın üzerine bıraktı.

Engin’in gözüne mutfak tezgâhının üzerindeki boş yoğurt kâsesi takıldı, ucuz işçilik eseri temizlediği yoğurt kâsesinin içerisine saksıdaki tüm toprağı boşalttı. Sardunyanın köklerinin toprağın altındaki tasvirini düşünerek bakımını yaptı ve ayakta durmakta güçlük çeken çiçeği, eseri olan saksıya nazikçe dikti. Çiçeği tekrar hayata bağlayabilmek için yanına sapladığı sararmış çatallarından birini görevlendirerek; saksıyı masanın üzerinden aldı ve sokak lambasına bakan penceresinin önüne koydu. Çiçeğin can suyunu vermeyi de ihmal etmedi.

Engin, yıllarca kendisini çürüttüğünü düşündüğü bu hayatın sürprizlerle dolu olduğuna inanmaya başladığında, masasına oturmuş; kırmızı sardunyanın dirileceğini ve canlı rengine kavuşacağını hayal ediyordu.

Tarih:Yazılarım

İlk Yorumu Siz Yapın

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir