İçeriğe geç

İKİ KELEBEK

Fotoğraf : Julie Bulatova

 

Son saatlerim…

Size nasıl yalnız kaldığımı anlatmamı ister misiniz?

Dinleyin o halde; önce büyüklüğünü bilmediğim bir ormanın derinliklerinde, yaşlı bir ağacın dalında asılı duran kozamın içindeydim. Rüzgârın yapraklara çarparak oluşturduğu melodi eşliğinde de kozama veda ettim.

Kendimde değildim.

Kendime geldiğimdeyse yer ile gök arasında asılı olduğumu fark ettim. Bedenimin iki tarafında çırpınan kanatlarım incecik, zambak çiçeğinin kokusuysa üzerime giydirilmiş gibiydi.

Etrafıma baktım. Az ileride gökyüzünden döküldüğünü sandığım çağlayanın parladığını gördüm ve oraya doğru kanat çırptım.

Çağlayanın dökülüp biriktiği yerde yüzen bir yaprak vardı. Çok susamıştım. Yaprağın üzerine kondum ve akıp giden çağlayandan bir damla su içtim.

Yaprak suyun üzerinde kayıyordu. Akıntı hızlandıkça yaprağın hızını kanatlarımı açarak kesiyordum. Çok eğlenceliydi. Ama kendi öykümü vaktinden önce bitirmek istemiyordum. Ne kadar ürkütücü görünse de, ömrümün sonu olduğu gibi bir sonu olan bu ormanın içine dalmayı düşündüm.

Uçmaya başladığımda yaprak suyun üzerinde kaymaya devam ediyordu. Geçirdiğim mutasyonu sergilemem gereken bir güzellik diye düşündüm ama sahip olduğum veya olacağım başka şeyler de olmalıydı.

Orman melodisini çalmaya devam ederken… Orman! Aslında bu kocaman ormanın uçabildiğim kadarı benimdi diye düşündüm birden.

Gökyüzünü yeşile boyayan ağaçların arasında uçmaya devam ettim. Çiçeklerin üzerine konuyordum, arılara, sineklere, böceklere, karıncalara selam veriyordum.

Ah kuşlar! Onlara görünmeden uçmaya çalışmak zor da olsa başarıyordum. Birden ormanın melodisi sustu ve burnuma güzel bir koku geldi; koku beni kendine çekiyordu, koku bana doğru kanat çırpıyordu.

Evet, kelebeğim oradaydı. Çuha çiçeğinin üzerine konmuş, gökkuşağından bir parçayı andırıyordu.

Benim arzularıma kanatlarım yön vermişti. Onun kanatlarında sarı – mor noktalar ve özenle yerleştirilmiş siyah çizgiler vardı. Onun güzelliğinin yanında bir hiç olduğumu düşünsem de; onun da arzularına kanatları yön vermeliydi.

Melodiyi tekrar işittiğim sırada onun çiçeklerden daha güzel koktuğunu fark ettim. Yanına nasıl giderim diye düşünürken olduğu yerde bana kanat çırptı. Yanıma gel der gibiydi.

Bizim mutluluklarımız üçe kadar saymaya benzer, işte bu yüzden çok geç olmadan yanına uçmalıydım, öyle de yaptım.

Birden ormanın melodisi değişti, gökyüzü onun yanında daha da mavi göründü gözüme, kanatlarım onun güzel kanatlarına dokunuyordu.

Kokum! Kokum eskisinden daha güzel.

Bir de, onun gözlerinden bakmak vardı bana, onun zihninden düşünmek vardı beni. Kokumu doyasıya çekmek vardı.

Ne isterseniz düşünebilirsiniz; ister kendini beğenmiş, ister kibirli. Ama öyle değil.

Benim içimde ömrümüze tezat sonsuz bir sevgi var. Biz onunla beraber uçtuk, çiçeklere konduk, böcekleri selamladık. Sadece gecenin sükûnetine kadar sürdü. Sonra o düştü.

Ormanın karanlığına düştüğünde benim için her şey susmuştu.

Dedim ya size; bizim mutluluklarımız üçe kadar saymaya benzer.



Tarih:Yazılarım

İlk Yorumu Siz Yapın

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir